Ne kaybedilebilir..

Bir kalem kaybedilebilir...
Hatta bir tükenmez kalem...
Hatta mavi bir tükenmez kalem bile kaybedilebilir.

Bir defter,bir makas, bir oje, bir pergel, bir kaset, bir poster, bir kibrit kutusu, bir sim kart, bir kot, bir ayakkabı, bir elbise, bir mikrofon, bir aseton, bir askı, bir ktap ayracı, bir kürdan, bir tırnak makası, bir törpü, bir pamuk, bir çöp kutusu, bir çöp arabası,bir sandalye, bir masa, bir koltuk, bir futbol topu, b,r krampon bir su şişesi, bir bilet, bir kurdale, bir takma kirpik, bir ruj, bir şapka,bir atkı...bir koku, bir sevinç,bir bardak su, bir umut... Hepsi, hepsi kaybedilebilir...

Öğretmenin,tanıdıkların,sevgililerini,teyzen, amcan, dayın, halan, kuzenlerin, deden, babaanne,ananen,annen, baban, kardeşlerini, kendini.. kendini bile kaybedebilirsin...

Neyin neyden farkı var ki?

Kimin kimden ne farkı varmış ki..

Hepsi epi topu...

zamanın içinde eriyip gider...

dimi?

Dün frtd.

Bir ayna..
Banyodaki ayna, yarısı buğulu,yarısını suyla açmışım..
Dün iyiydi sanki,kendimi gördüm. İyiydim. Sağlıklı...

Bugün biraz kayıplardayım. Güzel ama yine de... Mutluluk var dedik. Muhabetti..
Bilge diye bir adam var. Onu severim,içtenlikle.. İki nokta diye birşey yok dedi türk imla kılavuzunda ben de dedim ki ikinci noktadan sonra üçüncü elbet gelir bilge.. sustuk.

Sonra Umutcanlara gittik hepimiz. Beatles şarkılarının olduğu bi film izledik, şarap içti onlar, biz beratla içmedik. Bilge kalktı sonra. Bende yanına gittim. Başak geldi yere uzandı, ahmet de onun yanına.. Bi muhabbet sardı bizi. Hepimiz mutsuzluğun eleğinden geçmiştik. Bilge "var lan mutluluk" diyor, sonra sevinip sevinip göbek atmaya başlıyor, ben kahkahamla yeri göğü inletiyordum...


Anlam veremediğim çok şey var. Neden biz bu şekilde yaşıyoruz? Ve neden bir yitim var hayatımızda? olağandır aslında da... insanız lan..

Mutluluk var..

O kötü bir rüyadan ölüm korkusuyla uyandığında, onun bebeksi yüzünü gördüğünde ortaya çıkıyor en belirgin olarak...

En iyisi, en güzeli o...

Dün ya da bugün..

Onunla hep, hergün..

Kalktım..

Kalktım..

Okula gidicek halim yoktu. Tekrar yattım. Sonra tekrar kalktım. Mutfağa geçerken bi şarkı söyleyim dedim sesim kısılmı,boğazım şişmiş.. tek söyleyebildiğim.."hassiktir" oldu doğrusu.Bu doğrusu lafı da cümleye ayrı bir hava katıyor doğrusu. Damn! I did it again. ehehe.

Neyse Mutfakta baktım yicek bişey yok, oturdum kitap okudum. Ersin Karabulut'u düşündüm biraz. Sonra yine kitap okudum. Kediyi oynattım biraz daha sonra baktım kaltak(1) ısırmaya başladı attım odaya. Banyoya girdim akşamdan kalan çamaşırları makineden çıkarmaya karar verdim. Ama önce çamaşırlığı açmalıydım.. Çamaşırlık Berat'ın(2) odasındaydı ve Berat hala uyumaktaydı. Bu arada saat 12 civarındaydı. "Niye uyuyo lan hala bu, erken de yatmıştı halbuki (3) " desem de ses etmeden çamaşırlığı açmaya çalıştım. ancak olmadı, uyanan Berat " Napıyosun lan" dedi bende ona ne yaptığımı açıkladım. O da "Olum 2 e kadar bekledim ama durulamadı,önce durulama sonra sıkma yap öyle as onları" diye bana çeşitli açıklamalarda bulundu.(4)


Neyse onları yaptım,bir yandan boğaz ağrısından deliriyordum adeta. Adeta lafı da bana hep gün ışığını hatırlatır. Bir saat içinde işlem tamamlanmış Berat da uyanmıştı. Uyandığı gibi bilgisayara yönelen sevgili ev arkadaşım boğaz ağrım için kendi gargarasını önerince, kendime bir çay yapmanın doğru olacağını düşündüm. O bilgisayarda oturken ben şu anda hatırlamadığım bir programı izleyerek böğürtlen çayını içtim. Esra'yı düşündüm biraz, sonra Yalın'ın yeni klibini gördüm(5),odaklar değişti.

-Markete gidelim mi Berat?
+Hiç halim yok salla.
-Ben giderim ozaman.
+Eh iyi.
-Hacı tamam da Migros'a nasıl gidiyoduk?

Berat'ın acı kahkaları beni yaralamadı değil doğrusu(6), ancak ben yinede yola koyuldum. Kısa montumu geçirip koyuldum yollara. Sonra ankara soğuğu belime belime vurunca geri döndüm. Geri dönerken Ercan isimli apartman görevlisiyle karşılaştım selam sabahlaştık.Gidip uzun montumu giydim, yarım saatlik bir yürüyüşten sonra markete vardım. Markette kedi kumu ve kedi maması, tuvalet kokusuna toplamda 25 lira bedel gösterilince hafif çaplı bir depresyona girdim.Olabilirdi, ama ben kedi kumu ve kedi maması almaya bu kadar uzun yoldan gelmişken 25 lirada biraz fazla olmuyor muydu...

Eve vardığımda Berat hala bilgisayarın başındaydı. Bende burslar yatmıştır belki lan diyip yine 20 dklık bir mesafede olan ziraat atmsine gitmeye karar verip , poşetleri bıraktığım gibi yola koyulmuştum. Bu arada sevgili'm aradı ve akşam için arkadaşları davet etmememi söyledi ve öyle sessiz konuşuyordu ki höperlür'ü(7) açmak zorunda kaldım, neyse ki eryaman sessiz sakin kimsesiz bir yer ki yürüdüğüm cadde boştu. İş görüşmesindeymiş, iş adamı zahir... Bu arada ben atmden 20 lira çekip markete girmiştim bile.. O da cümlesinin sonuna gelemem belki bu akşam diye ekledi, içim buruldu. Birden onları gördüm. 3'ü birlikte orda duruyorlardı. Telefonu kapar kapamaz onların yanına koştum, gözüm kararmıştı sanki. Kucakladım hepsini. Dardanel ton hemde 2.66 tl nasıl olabilirdi Tanrım!

Bir ekmekle birlikte eve döndüğümde Berat hala bilgisayar başındaydı.Yemek yemek için masamızı hazırladığımızda ölesiye heycanlıydık, ancak konserveleri açmak konusunda başarılı olamayınca birbirimize tırnak kırılmasıyla ilgili anılarımızı anlatmaya koyulduk, tanrım korkunçtu!Üstelik benim başım ağrımaya başlamıştı, birden televizyon karıncalandı ve biraz da onunla uğraştık. En sonunda mutlu mesut yemekteyiz'i izlemeye bir yandan da balıklarımızı götürmeye başlamıştık...

Yemekten sonra, mutfağı düzenlemeye giriştim. Önce bulaşıkları yıkadım sonra lavoba(8) ve tezgahı cifledim. Mutfağı süpürdüm. Berat'a saati sorarak çöpü çıkarmasını ima ettim, oysa o hala bilgisayar başındaydı.Berat çöpü çıkardıktan sonra evin geri kalan kısmı da toparlayıp süpürmeye başladım. Kendim geçmişcesine süpürüyor, süpürdükçe baş ağrımın boğaz ağrımın geçmesi için dua ediyordum ancak faydalı olmuyordu.

Evi süpürmeyi bitirdikten sonra banyonun lavobasını ve duş kabinini cifledim ve mutfağımızda buzdolabı muamelesi gören lanet plastik dolabı da yıkadım. Bu arada gayet gerdin ve mutsuzdum.. saatler geçiyor ve sevgilimden bir haber alamıyordum derken aradı ve belki de gelirim dedi. Ben heycanla işime geri döndüm ve bitirmeye yaklaştığım sırada hala bilgisayar başında olan Berat'a bi msj attırdım ona. Aradığında bana gelemeceğini söyledi ve kötü tatsız bir şaka yaptı ki şaka gözlerimi doldurup,nabzımı hızlandırdı. Ayı! Neyse üzüldüm tabi bende geri dönüp işimi bitirken, Berat'a "ulan! kaç saatir ordasın sıkılmadın mı " diye çıkışıp sanırım kalbini kırdım birazcık. Ama tamamen onu düşündüğüm içindi.

Sonra başağrım beni ağlatıcak seviyeye geldiğinde oturup cnbc-e de gişe filmleri kuşağında saçma sapan bir filmi izlemeye başlamıştık. Bi bok anlamamıza ve çok sıkılmamıza rağmen birbirimize bişey demedik ve epey bir izledik filmi... Ta ki...

+Ne lan bu?
-Ne bilim uzaylı filmi mi ne ki?
+Yani adam şimdi bunu öldürcek ama niye ki?
-Ben o adam kim onu çözemedim ki hala.
+Sikim ben çok sıkıldım.
-Ben de.
+ah ne izliyoruz ki bunu hala...

Sonra kanalı değiştirip klip izlemeye başladık. Sonra başağrım beni iyice delirttiğinde...

Kalktım buraya bunları yazmaya başladım. Başağrım hala beni delirtiyor ve ağrı kesici sanırım etki etmeyi planlamıyor.Rüyam da ne garipti ulan.


(1) Gerçek ismidir.Gerçek karakteridir kedimin.
(2) Berat ev arkadaşım, canım. Bu isim bir bayana aittir.
(3)Tırnak içine almak hoşuma gidiyor evet. Bir de halbuki mi desem yoksa doğrusu mu desem diye düşündüm ve halbuki de karar kıldım.
(4)Açıklama denmez onlara, bende biliyorum ama.. napalım, bazen kelime bulamıyor insan.
(5)Hacım klip süper ya. Yönetmeni sevgilerle saygılarla anıyor,ellerinden öpüyorum.
(6)Doğrusu lafının karizmasından kendimi alamıyorum.
(7)Höperlör,hoperlör,heporler gibi şeyler yazdıktan sonra en son bunu yazdım.

Can you meet me halfway

İçmek...

Gerçekten sarhoş olduğunu fark edince korkmak, ağlamaya başlamak...
Sevgili insanının sen bunları yaşarken ayık olması...
Sarhoş olmana rağmen bunun hakkında kaygılanman..
Bu kaygının yerinde olmadığını bildiğin için üzülmek..
Bu kadar düşünce arasında yataktan doğrulmaya çalışırken düşmek.. Daha beter ağlamak. Sevgilinin seni karga tulumba tuvalete götürmesi. Kusmakla Ağlamak ve ağlamakla kusmak arasında gidip gelen zikzaklar..

Koltuğa oturduğunda durumla ilgili söylediğin herşeyi sevgilinin masa üstü bilgisayarının mutelif yerlerine keçeli kalemle yazması... Yatağa nasıl gittiğini bilmemek. Sabah uyandığında çektiğin lanet başağrısı. Sevgilinin bebeksi yüzüyle hatırlanan zırıltılar... daha sonra kalkıp yüzgöz toparlamaya çalışmak sevgili uyanmadan... Bundan sonra bide aman be diyip Kuçuradi'nin Etik'ini alıp yatağa dönmek, o kafayla sevgili uyanana kadar yaklaşık 1 saat süresince insanın kendini değerlendirmesini anlayamaya çalışmak.. Bu ironiye gülmek, gülerken sevgilinin uyanması. Dalga geçmesi... Hatta dalga değil taşak geçmesi.. Utanmak. Olum çok utanmak...

Bi de söylediğimiz pidenin içindeki kavurmalar çok kötüydü ama berat hepsini yedi.

*Yememiş atmış.
*Yemeseydim de atsa mıydık gibi oldu.
*Ya da olmadı.
*Of siktir.
*bu yıldız ne güzelmiş lan.
*ehe durduramıyorum.
* where is my mind'in girişindeki o tonda bir..
*Sıtap!